|
 |
İkiz gebelikler hemen herkesin ilgisini çeker. İkiz gördüğünde hepimiz
istemeden de olsa bu doğa mucizesi denen insanları inceleriz. İster erkek
ister kadın olsun aramızdan çoğu ikiz bebek sahibi olmayı istemekte, ikiz
anne-babalarına imrenerek bakmaktadır.Oysa çoğul gebelikler hem anne hem de
bebek açısından pek çok riski beraberinde taşırlar. Bu risklerden biri de
ikizden ikize transfüzyon sendromudur.
Hem tanısal hem de terapötik açıdan, hakkında çok fazla şey bilinmeyen bu
sendrom, bebek açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Anne karnında veya
doğumdan sonraki ilk 1 ayda bebekte ciddi hastalık hali ve hatta ölüm
görülebilir. Durumun nedenlerinin anlaşılması ve yapılan kontrollü
çalışmalarla tedavi protokollerinin geliştirilmeye çalışılması çabaları, son
zamanlarda bu sendromun esiri olmuş bebeklerde daha iyi neticeler alınmasına
yardımcı olmaktadır.
İkizden ikize transfüzyon sendromu (İİTS) monokoriyonik yani tek plasentaya
sahip ikizlerde görülen bir durumdur ve kanın bir bebekten diğerine, yavaş
ancak sürekli akışını ifade eder. Bütün monokoriyonik ikizler İİTS'da dahil
olmak üzere, gelişme geriliği, fetal ölüm ve ileri derecede prematüre doğum
gibi riskler taşırlar. Bu komplikasyonların hemen hepsi plasental yetmezliğe
bağlı olarak ortaya çıkar. Tedavi edilmediği taktirde plasental yetmezlik ve
İİTS ileri derece prematür doğum ile sonuçlanabilir. Tedavi ile dahi, anne
karnında ölüm oranı %40, doğumdan sonraki ilk bir ayda ölüm oranı ise %60
civarındadır. Geliştirilmeye çalışılan değişik tedavi yaklaşımları henüz
daha bu bebekleri, yüksek oranda yaşatabilmek için yeterli değildir.
Oluş Mekanizması
İİTS tüm monokoriyonik ikizlerin %5-10'unda görülür. Bu durum sadece
monokoriyonik yani tek plasentalı ikiz gebeliklerde, bir başka deyişle tek
yumurta ikizlerinde ortaya çıkar. Bu tür gebeliklerde her iki bebeğin
plasentaları arasında damarsal ilişkiler vardır. Yani bir bebeğe giden kan
damarları ve kan ile diğer bebeğe giden damarlar iki plasentalı bebeklerde
olduğu gibi ayrı değildir. Bu damarsal ilişkinin İİTS'nun altında yatan
sebep olduğuna inanılmaktadır. İİTS'nun gelişimi kronik fetofetal
transfüzyona bağlıdır. Bebeklerden biri kanı, bu damarsal birleşmeler yolu
ile yavaş ama sürekli bir şekilde diğer bebeğe pompalamaktadır. Kanı
pompalayan bebeğe donör (verici) alan bebeğe ise recipient (alıcı) adı
verilir. Tüm monokoriyonik ikiz gebeliklerin plasentasında bu damarsal
ilişki olduğu halde neden çok az bir kısmında İİTS ortaya çıktığı ise bir
muammadır.
Son yapılan çalışmalar bu trajedik tablonun oluş mekanizmasını anlamamıza
yardımcı olmaktadır. Bajoria ve arkadaşları 20 monokoriyonik ikiz doğuran
kadını incelemişlerdir. Bu gebeliklerden 10 tanesinde İİTS saptanırken diğer
10'unda semptomun belirtileri bulunmamıştır. Doğumdan hemen sonra plasentaya
işaretli madde enjeksiyonu ile yapılan bu çalışmada İİTS'nun verici bebeğin
atardamarları ile alıcı bebeğin toplar damarları arasındaki bağlanmadan
kaynaklandığı sonucuna varmışlardır. Arterio-venöz anastomoz adı verilen bu
durum İİTS'da en kötü klinik tabloya da neden olmaktadır. İki ven arasında,
yada iki arter arasında olan anastomozlar da İİTS'na yol açabilmekle
birlikte, klinik tablo çok ağır olmamaktadır.
İİTS yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Genelde 2. trimester'da (ikinci üçay)
saptanmasına rağmen, literatürde 13 hafta gibi gebeliğin çok erken döneminde
tespit edilen olgular vardır. 17-26. haftalar arasında yapılan rutin
ultrasonografik tetkikte genellikle durum tespit edilebilir. Hastalığın
klinik gidişatı değişkenlik gösterir. Tanı kaonduktan hemen sonra
kendiliğinden erken doğum olabilecği gibi, doğum birkaç hafta ya da ay sonra
da başlayabilir. İki kese varlığında keselerden birinde amniyon mayii azlığı
(oligohidramniyos), diğerinde ise fazlalığı (polihidramniyos) kuraldır. Anne
karnında ya da doğum sonrası ilk 1 ayda ölüm sebeb genelde verici bebekteki,
yaşama kabiliyetini kazanmadan doğum, ileri derecede gelişme geriliği, ve
akciğerlerin olgunlaşmamasına bağlıdır. Alıcı bebeğin kaybedilmesindeki en
büyük neden ise fazla miktardaki kana bağlı kalp yetmezliğidir.
Tanı
İİTS tanısı ultrasonografi ile konan bir tanıdır. Tanının konması ile ilgli
değişik tartışmalar olmasına karşın ilk trimesterda İİTS'nu düşündüren
bulgular mevcuttur. Bunlar:
 | Monokoriyonik gebelik
 | 10-14. haftalarda ultrasonda ense kalınlığının 3
milimetreden fazla olması
 | Bir fetusda baş-popo mesafesinin geri kalması
 | 10-13. haftalarda ultrasonda zarlarda kıvrılma
saptanması
| | | |
İkinci trimester veya üçüncü trimesterin başlarında ise
İİTS bulguları şunlardır.
 | Monokoriyonik gebelik
 | Cinsiyetlerin aynı olması
 | Tek plasenta
 | İki fetus arasındaki zarın ince olması
 | Ortadaki membranın plasenta ile birleştiği yerdeki
I belirtisi adı verilen görünüm
 | Verici bebeğin mesanesinin görülememesi, alıcı
bebeğin mesanesinin çok dolu olması  | Bir tarafta oligohidramniyos varken diğer tarafta
polihidramniyos olması
 | İki bebeğin tahmini kiloları arasında %20'den büyük
fark olması
 | Bebeklerden birinde hidrops olması (cilt ödemi,
kalp etrafında sıvı, akciğerlerde sıvı toplanması, karın boşluğu içinde
sıvı olması | | | | | | | | |
Bu bulguların tamamen izafi belirtiler olması ve başka durumlarla da karışma
olasılığının bulunması nedeni ile şüpheli vakalarda seri ultrasonografiler
yapılmalıdır. Ultrasonografik olarak saptanan İİTS vakalarında en ağır ve
kötü sonuçlar verici bebeğin amniyon sıvısının tamamen azaldığı, hatta hiç
olmadığı durumlarda görülür. Bu tabloya stuck-twin sendromu adı verilir.
Monoamniyatik yani tek bir amniyon kesesinin olduğu gebelikler ile stuck-twin
sendromunu ayırdetmek bazen güç olabilir, çünkü bu vakalarda iki amniyon
kesesini ayıran dduvar iyice incelmiştir ve neredeyse verici bebeğin cildine
yapışık haldedir.
Doğum sonrasında ise tanı klasik bulgular ile konur. Bebekler arasında
%20'den daha fazla olan kilo farkı, kan sayımlarındaki farklılıklar, verici
bebeğin soluk, alıcı bebeğin ise ileri derecede kırmızı olması tanıyı
koydurur.
Tedavi
İİTS şiddeti çok değişkendir, bu nedenle hastalığın kliniği ve yaşama
oranları da farklılık gösterir. Yapılan araştırmalarda yaşama oranları %21
ile %83 arasında bulunmuştur.
Tanı konduktan sonra yapılması gereken ilk iş detaylı bir değerlendirme ile
konjenital anaomali varlığının olup olmadığının değerlendirilmesidir. İkinci
aşama ise mümkün olduğunca erken doğumu engellemek ve bu amaçla tokoliz adı
verilen tedavileri uygulamaktır. Tanı konduktan sonra doğuma kadar gerekirse
haftalık ya da daha sık ultrasonografik kontroller yapılmalıdır. Bu
kontrollerde NST ile bebeğin durumu da değerlendirilmeye çalışılır.
İİTS'da ilk denenen ve hala yaygın olarak kullanılan tedavi yöntemi ise
amnioreduksiyondur. Amniyoredüksiyon amniyon mayii miktarını azaltmak
anlamına gelir. Ultrasonografi eşliğinde amniyon sıvısı fazla olan alıcı
bebeğin kesesi içine ince bir iğne annenin karın duvarı üzerinden girilerek
yerleştirilir ve fazla sıvı alınır. Bu işlem gerektikçe sık sık tekrarlanır.
Tek bir seferde alınan sıvı miktarı 1 ile 7 litre arasında değişebilir.
İşlem sonrası vakaların %8'inde komplikasyon görülür. Bunlar enfeksiyon,
erken doğum tehdidi, erken doğum, zarların yırtılması, plasentanın erken
ayrılması gibi komplikasyonlardır.
Nispeten daha yeni, ancak hem anne hem de fetus için daha tehlikeli ve
invazif bir yöntem de plasentada anostomoz yapan damarların LASER ile tahrip
edilmesidir. Bu tedavi yaklaşımında amaç problemin kökenine inmektir.
Yapılan araştırmalar amniyoradüksiyon ve LASER sonrası yaşam oranlarının
birbirine yakın olduğunu göstermektedir.
Diğer bir tedavi yaklaşımı da iki amniyon kesesi arasındaki zarın
yırtılmasıdır. Burada amaç amniyon sıvısının her iki kese içinde serbest
dolaşımını sağlamaktır. Bu sayede suyu azalan bebek bir miktar avantaj
sağlar ve kordon sıkışması gibi komplikasyonlar da önlenebilir. Bu tedavi
yaklaşımı ile %83 oranında başarı sağlandığını bildiren bir çalışma
mevcuttur.
Norolojik sonuçlar
İİTS vakalarında hayatta kalan bebeklerden bir çoğunda nörolojik hasar
meydana gelir. Bu durumu açıklayan pekçok teori mevcuttur. Eğer bebeklerden
biri anne karnında hayatını yitirir ise bu bebeğin kan damarları genişler ve
hayatta olan bebekten ölü olana doğru bir kan akımı meydana gelir. Sonuçta
hayatta kalan bebekte tansiyon düşüklüğü ve beyin iskemisi ortaya çıkar.
Sonuç nörolojik sekeldir. Ancak her iki bebeğin hayatta olduğu durumlarda da
nörolojik hasarlar görülebilmektedir. Burada ise alıcı bebekteki hemoglabin
fazlalığının, alıcı bebekte ise aneminin tablodan sorumlu olduğu ileri
sürülmektedir.
İİTS sonrası doğan bebeklerde yüksek oranda nörolojik sekel görülmesi nedeni
ile doğumdan sonraki ilk 48 saatte beyin tomografisi de dahil olmak üzere
bebeklerde detaylı bir inceleme yapılmalıdır.
|
|