Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere giderek artan sayıda
ülkede eşcinsel bireylerin aile kurmalarına izin verilmektedir. Hatta donör
inseminasyonu (donör inseminasyonu, sperm bankasından alınan spermlerle suni
döllenme yoluyla gebelik oluşturulması işlemidir, Türkiye'de
uygulanmamaktadır) yoluyla iki kadından oluşan bir aile, çocuk sahibi
bile olmaktadır.
Bilim de homoseksüellik konusunda ilerlemeler kaydetmektedir ve tıp
mensuplarının eğitiminde eşcinsellik giderek daha fazla konu başlığı altında
ele alınmaktadır. Bugüne kadar eşcinsellik kavramı tıp kitaplarında yüzeyel
olarak işlenmiş ve psikiyatri dışında kalan branşlarda eşcinsel bireylerin
AIDS hastalığının yayılmasında önemli bir etken olduklarının vurgulanması
dışında pek fazla ele alınmamıştır. Halbuki günümüzde artık başta Amerika
olmak üzere gelişmiş ülkelerde yayınlanan tıp kitaplarında eşcinsel
kadınların ve erkeklerin sağlık durumları geniş bir şekilde anlatılmakta ve
konuyla ilgili araştırmalar yapılmaktadır.
Kadın eşcinselliği kavramı
Kadın eşcinselliği en basit anlatımla kadının kendi cinsinden olan bireylere
sosyal ve cinsel ilgi duymasıdır. "lezbiyenlik" ise kadındaki
homoseksüelliğe (eşcinselliğe) halk arasında verilen bir isimdir.
Homoseksüel aynı cinse ilgi duyan, heteroseksüel karşı cinse ilgi duyan,
biseksüel ise her iki cinse ilgi duyan anlamında kullanılır.
Burada aynı cinse ilgi duymakla bu ilgiyi cinsel eyleme dönüştürmenin
ayrımını yapmak gerekir. Kendini eşcinsel olarak gören kadınların önemli bir
kısmı bunu sosyal baskılar nedeniyle eyleme dönüştürmezler ve bir kısmı
eşcinsel eğilimlerinin farkında oldukları halde ömür boyu bunu iç
dünyalarında yaşadıkları ilgiden öteye götürmezler.
Eşcinsel bir kadın böylece homoseksüel cinsellik dışında, yalnızca
heteroseksüel bir cinsellik yaşayabileceği gibi, biseksüel bir cinsel
davranış da sergileyebilir. Yani eşcinsellik kadının cinsel eylemleri
tarafından değil cinsel ilgi odağı tarafından belirlenir.
Görülme sıklığı nedir?
Türkiye'ye ait veriler elimizde olmamasına karşın, Avrupa, Japonya, Amerika,
Avustralya ve uzakdoğu istatistikleri kadınların %0.2'si ile %6.9'unun
kendilerini "eşcinsel" olarak tarif ettiklerini göstermektedir. Bu rakamlara
eşcinsel kimliğini gizleyenler eklendiğinde oranların ne olacağı ise
bilinmemektedir.
Konuyla ilgili yapılan bir çalışmada Amerikalı erkeklerin %20'sinin,
kadınların ise %18'inin ergenlik dönemlerinde aynı cinsten birine karşı ilgi
duyduğu ve/veya aynı cinsten biriyle cinsel beraberlik yaşadıkları
saptanmıştır. Bu kişiler arasında erkeklerin %6.2'si, kadınların ise %3.6'sı
son beş yılda eşcinsel en az bir deneyim daha yaşamışlardır.
Kadın eşcinselliğin nedenleri
Bazı eşcinsel kadınlar henüz çocukluk dönemlerinden itibaren eşcinsel
eğilimlerinin farkına varırlarken, büyük kısmı bu eğilimlerini çoğunlukla
uzun süren ve çoğunlukla kendileri için tatmin edici olan heteroseksüel bir
cinsel yaşam sonrası fark ederler.
Homoseksüelliğin hem genetik ile, hem de daha farklı etkenlerle yakından
ilgilili olduğunu gösteren bulgular vardır. Tek yumurta ikizlerinden (bu tür
ikizlikte iki bireyin genetik yapıları tamamen aynıdır) birinde homoseksüel
eğilimler olduğunda, bu durumun diğerinde de ortaya çıkma olasılığının
%50'den fazla bulunması genetik ile eşcinsellik arasındaki yakın ilgiyi
gösteren önemli bir bulgudur.
Bunun yanında çift yumurta ikizlerinde (bu tür ikizlikte genetik yapılar
farklıdır) de her iki bireyde birden eşcinsel eğilimler ortaya çıkma
olasılığının yaklaşık %20 gibi yüksek bir oran olması, olayın aynı rahim içi
ortama maruz kalmış olmanın etkileri sonucu da ortaya çıkabileceğini
düşündürmektedir. Gerçekten de rahim içi dönemde gelişmekte olan bebekte
üretilen bazı hormonlar bebeğin beynine direkt etkiler göstererek henüz bu
dönemde cinsel kimliğe ruhsal adaptasyon sürecini başlatmaktadır.
Erişkinlikte ise homoseksüel ve heteroseksüeller arasında hormon
seviyelerinde bir farklılık saptanmamaktadır. Yani eşcinsel eğilim henüz
doğmadan önce belirlenmiş gibi gözükmektedir.
Araştırmalar, önceden düşünüldüğünün aksine eşcinsel kadınların özgeçmişinde
erkekler tarafından şiddete maruz bırakılmak, tecavüze uğramış olmak gibi
bir kötüye kullanım olayın olmadığını göstermektedir. Ayrıca çocuklukta
erkeklerle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları da
eşcinseller için pek geçerli değildir. Yani sorun yetiştirilmeyle ya da
erkeklerle ilgili değildir. eşcinsellerin erkeklerden nefret ettiği de doğru
değildir, eşcinsel kadına erkekler cinsel açıdan çekici gelmemektedir.
Eşcinsel kadınların önemli bir kısmı geçmişte düzenli heteroseksüel
ilişkilerde bulunmuş ve bunların da önemli kısmı çocuk doğurmuş kadınlardır.
Bu kişilerde eşcinselliğin daha ileri yaşlarda ortaya çıkmış olmasının
nedeni muhtemelen sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaştıkça kendilerini
daha rahat ifade edebilme yetisi kazanmaları ve kendilerine güvenleri
arttıkça hayatlarını kendi istedikleri doğrultuda yaşama isteklerini eyleme
dönüştürmeleridir.
Eşcinsel kadınların önemli bir kısmı yaşamlarında belli bir aşamaya kadar ve
muhtemelen büyük bir kısmı da ömür boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve
eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirmemektedirler.
Eşcinsellik bir ruhsal bozukluk mudur?
"Ruhsal bozukluk" ve anormal davranış, göreceli kavramlardır. Zira öncelikle
normalin tarif edilmesi gerekir. Basit olarak tarif etmek gerekirse,
yaşadığı toplumdaki bireylerin çoğunluğunun benimsediği davranış kalıplarını
uygulayan birey "normal", aykırı hareket eden birey ise anormal olarak
adlandırılır. Bu durumda eşcinsellik anormal bir davranış olarak
görülebilir. Ancak "ruhsal bozukluk " olup olmadığını belirleyen en önemli
etken kişinin kendini nasıl hissettiğidir. Toplumda yaşayan diğer bireylerin
özgürlüklerine saldırıda bulunmamak, mesleki, ailevi ve sosyal yaşamını
sürdürebilmek koşuluyla, kendini mutlu hisseden kişi eğilimi ne yönde olursa
olsun kendini ruhsal açıdan sağlıklı görebilir.
Eşcinsellik bir cinsel eğilim "bozukluğudur" çünkü toplumun normaline aykırı
düşmektedir. Eşcinsel birey ruhsal açıdan kendini nasıl hissediyorsa
öyledir. Bu durumdan rahatsız oluyorsa tedavi için başvurur. Ya da eşcinsel
eğilimlerine bağlı olarak ortaya çıkan ikincil sorunların (suçluluk
duyguları, toplumdan dışlanma nedeniyle ortaya çıkan yalızlık, depresyon
gibi) tedavisi için başvurur.